26 08 2007

“Evlenemeyen Kızlar & Evlenmeyen Erkekler”

“Evlenemeyen Kızlar & Evlenmeyen Erkekler” isimli kitabın yazarı İsmail Fatih Ceylan ile Röportaj  /  Ayşegül AKAKUŞ.    (104.4 Bizim Radyo-Akşam Sefası Programı)

 

İsmail Fatih Ceylan kimdir?

İsmail Fatih Ceylan, Kütahya tavşanlıda dünyaya gelen, edebiyatla uğraşan, gazetecilik yapan yayıncılıkla uğraşan bir kardeşinizdir. Böyle tanımlayabilirim kendimi.

 

Yazarlık ve gazetecilik nasıl başladı sizde?

Benim edebiyata ve yazıya merakım lise yıllarımda başladı. İlk yazım, sanıyorum lise 1 ya da 2. sınıftaydım, yeniaysa gazetesinde yayınlanmıştı ve ismimizle birlikte yazımızı gazetede görünce çok sevinmiştik, dünyalar bizim olmuştu. İstanbul’a geldikçe gazeteye uğruyorduk, gazetedeki ağabeylerimiz bizi teşvik ederlerdi, yazın derlerdi. Gençlere tolerans tanırlardı. İsmimizi gazetede görmeye başladıktan sonra, artık yazmak gerekir, yazmalıyım düşüncesi hakim oldu. Biz de bu hevesle beraber yazmaya, değişik konulu makalelerin yanında, hikaye roman gibi türlere de yöneldik. İlk kıvılcımı Yeniasya’dan aldık.

 

Kitabınızın ismi hiç şüphesiz ki, çok samimi bir isim. Bir insanın belkide kendi toplumu adına bunu söylerken, tereddüt edebileceği bir şey bu. Ama siz hiç tereddüt etmeden demişsiniz ki; bu toplumda evlenemeyen kızlar var ve evlenmeyen erkekler var.

Peki siz toplumda bir gözlem yaparak evlenemeyen kızların ve evlenmeyen erkeklerin olduğunu fark ederek mi böyle bir kitap yazdınız yoksa siz bu kitabı yazdıktan sonra mı aslında böyle bir toplumsal problemimiz olduğu ortaya çıktı?

Elbette evlenemeyen ve bu konuda problem yaşayanlardan haberimiz vardı ama bu lokal bir şeydi bizim için. Her yerde olabileceği gibi, etrafımızdaki birkaç kişinin kısmeti yoktur, evlenmemiştir gibi, böyle bir düşüncemiz vardı. İşin açıkçası, kitabı yazmadan önce durumun bu boyutta olduğunu bilmiyordum. Benim romanlarımda bu konulara atıf vardır. Örneğin “Bir buket gül” diye bir romanım var. Orada yanlış evlilikle ilgili bir mesele vardı. Birbirini severek evlenen ama evlendikten sonra erkeğin hayat anlayışını, yaşama biçimini değiştirmesiyle, kadının ona uyum sağlayamayarak ayrılmalarını anlatmıştık. Arada olan çocuğa olmuştu tabi. Böyle bir konuyu anlatmıştık. Bundan sonra bize yoğun telefonlar  gelmeye başladı. Biz de yanlış evlilik yaptık, evliliğimiz çok sorunlu gidiyor gibi şikayetler aldık. Daha çoğu hanımlar arıyorlardı. Daha sonra bizzat bize gelip, derdine  çareler arayanlar oldu. Ben bu romanı yanlış evliliği işlemek için yazmamıştım fakat, sonra baktık, kadın, erkek, genç, orta yaşlı herkes gelmeye ve evlilikle ilgili sorunlarını anlatmaya başladı. Biz de sanki evlilik uzmanıymışız gibi bir duruma geldik. Hatta hiç unutmam, bizim evin önü parktır ve oraya gelip benim evden çıkmamı bekleyenler oluyordu. Eşlerinden şikayete gelen beyler olduğu gibi, eşleriyle beraberce gelip, ayak üstü parkta problemlerini anlatanlar da oluyordu. Bir kitabım daha var “unutulmuş günler” adında. Bu kitapta da, cihatla begüm adında iki gencin arasında geçen duygusal atmosfer anlatılır. Fakat bir yerde şöyle bir karakter geçer. İstanbuldan küçük bir ilçeye okuyup gelmiş örnek bir bayan. Bir de sanki, sinemadan çıkmış gibi, çok güzel bir karakter. Bütün erkekler peşinde olmasına rağmen, evlenememiş bir bayandı. Sonra bir çok okuyucu ulaştı bize. Gelen maillerin çoğunda bu karaktere atıflar vardı. Evlilik çok büyük sorun, biz de okumaktan eğitim yapmaktan evlenemedik diyen çok oldu. 240 sayfalık romanda 1 sayfalık geçen bir mevzu idi bu. Romanın gerçek konusunun dışında böyle bir tablo çıktı karşımıza. Bu konuyu irdeleyin anlatın diye istekler olmaya başladı okuyuculardan, bunu fark edin dercesine sanki… sonra etrafıma baktım ki gerçekten ciddi anlamda böyle bir problem var toplumumuzda. Ve araştırıp, yazmaya karar verdik.

 

Bugün bir kamuoyu yoklaması yapılsa, kızlar niçin evlenemiyor, erkeklerse niçin evlenmiyor? Diye sorulsa, kızlar ve erkekler kendi hesaplarına acaba nasıl cevap verirler? Bu kitabın içinde bunun cevabı da var mı?

Sorduğunuz soru kitabın adı zaten ve bu soruya itiraz eden kızlar var. Biz evlenemeyen değiliz ki, biz de evlenmiyoruz diyorlar. Aslında kitabın tam ismi şu anlamdadır. “Evlenemeyen kızlar ve Evlenemeyen erkekler” aynı zamanda “Evlenmeyen kızlar ve Evlenmeyen erkekler” dir de. Kızlar teklif eden değil teklif alan taraftırlar. Teklif almadıkları için evlilikleri gecikmiş ise, o zaman kızlar evlenemeyen konumunda oluyorlar. Erkekler ise teklif eden taraftır. Teklif etmiyorsa bu konuda kimseyle görüşmüyorsa evlenmiyor konumundadır. Sadece evlenmeyen erkekler yok. Evlenemeyen erkek de çok. Ama özellikle son zamanlarda, bilerek ve isteyerek evlenmeyi tercih etmeyen erkekler çoğaldı. Her camiada var bu. Bizim camiamızda da var. Kimisi çok yanlış evlilikler gördüğü için uzak duruyor, kimisi de ne gerek var evlilik sorumluluğu almaya yaşarım kendi hayatımı dediği için, bir çoğu da ekonomik gerekçelerle, evlenmeme düşüncesini benimsiyor. İşte bu sebeple kitaba evlenmeyen erkekler ifadesini koyduk.

 

Peki neden bu tür düşünceye sahip erkeklerin sayısı artıyor toplumumuzda git gide?

Bu bir toplumsal problem. Bu kitabı yazmadan önce 50 kız ve 50 erkekle görüştüm ben. Erkeklerin çoğu kızların çok şey istediğinden yakındılar. Burada devreye ekonomik durum araya giriyor ve erkekler evliliği erteliyorlar.

Aslında bayanlar evlenemiyor değil, çünkü bir çoğunun görüştüğü var ya da sevdiği…bir kusurlarından dolayı evde kalmış değiller. Ya kendi eğitimleri devam ettiğinden dolayı evlilik gerçekleşemiyor ya da erkekler ekonomik meselelerden dolayı evliliği erteliyorlar.  Günümüzde eğitimle kızların yaşının ilerlemesi meselesi var bir de. Geçmişte kızların üniversite okuması pek düşünülmezken, 17 18 yaşındaki kız hemen evlendirilirdi. Günümüzde  bakıyorsunuz, hem kızlar hem erkekler üniversite okuyorlar. Kızlar biraz daha çalışkan oldukları için 24 25 yaşında bitirebiliyorlar. Erkekler de bitirse bile bir de askerlik sorunları var. Hayata geç atılıyorlar. Bu durumda kızlarda en erken evlenme yaşı 25, erkeklerde de 30 gibi bir sınır oluşuyor. Bir de erkeklerin eğitimden sonra askerliği de halletse bu sefer iş bulma sorunu var. Bu gibi sebeplerden dolayı evlilik ister istemez ya erteleniyor ya da vazgeçiliyor.

 

Eskiye göre günümüzde konuşup görüşme sağlamak çok kolay. Çekingenlik, eskilerin bize anlattığı gibi değil. Her şey değişti ve kolaylaştı. Buna rağmen ilişkiler sağlam kurulup evliliğe dönüştürülemiyor. Günümüzde bir çok iletişim kolaylığı olmasına rağmen, evlilik neden kolay olmuyor?

Evet eskiden hiç kolay değilmiş. Erkek hemen teklif edemez, aracıyla haber gnderir ya da mendil, mektup gönderir belli süreçlerden geçmesi gerekirmiş. Kız da sevdiği halde evet diyemezmiş. Günümüzde her şey o kadar kolay ki, cep telefonunda mesaj gönderiyorlar, internetten yazışıyorlar. Görüşmeler, iletişim kolay artık. İnsanları teknolojik ortamlar buluşturuyor zaten.

 

Günümüzdeki durum böyle ve iletişim kolay olduğu halde yine de evlilikle sonuçlanamıyor ilişkiler. Bunun sebebi nedir?

Maalesef günümüzde iletişim kolay ama geçim yok. Birlikteliklerin devamı yok. Geçmişte iletişim çok zormuş ama yine de uzun vadeli sağlam bir evliliğe dayandırabiliyorlarmış. Günümüzde ilişkiler çok kolay kırılabiliyor. Çünkü sanki insanlar evlenmeden boşanıyorlar. Evlilik öncesinde görüşüp konuşup flört edenler, işin en nazik olan bu kısmında, süreci uzatıyorlar. Aylarca belkide 1 sene 2 sene uzayan birliktelikte kişiler çok yakınlaşıyor çok muhabbetkar oluyorlar. Bazen alenen görürsünüz, metrolarda herkesin görebileceği yerlerde çok samimi tablolar çiziyorlar. Hemen yarın evleneceklermiş sanırsınız. Halbuki bir müddet sonra duyuyorsunuz ki ayrılmışlar. İşte bu tür ilişki biçimi, evlilik öncesi flört dönemi denilen bu süreç, okullarda hazırlanan bir paket program gibi uygulanıyor. İnsanların zihnine böyle bir şey yaşanması gerekir, özellikle de kızlara yüklenen bir flört psikolojisi vardır. Kızlar, “Aa senin erkek arkadaşın yok mu?” diye hayretle karşılanmamak için böyle bir yola girmek durumunda kalırlar. Bu niyetlerle birlikte başlayan ilişkiler evlilikle sonuçlanmayınca özellikle bayanlarda, büyük travmalara yol açıyor. Bir erkek ayrılık yaşayınca bir bayan kadar acı duymuyor kesinlikle. Bayanlar daha çok bağlanır ve sahiplenir. Bu sebeple beklentileri olur. Beklenenin tersi yaşanınca yıkımı da fazla oluyor. Kendini yıkılmış hisseden kişi, yeni bir arayışa giriyor. Çok beğendiğiniz diğer insan da, umduğunuz gibi çıkmıyor. Böyle insanları denemek zorunda kalınca, zamanla genel anlamda insanlara karşı bir güvensizlik oluşuyor. Bu sebeple de ilişkiler evlilikle sonuçlanamıyor.

 

Kitabınızda “Erkekler evlenmeye nasıl ikna edilirler?” başlıklı bir bölüm var. Kızlar hep ister erkekler düşünmez mi evliliği? Toplumumuzda erkeklerin evlilik için ikna edilmeye ihtiyacı mı var?

Bu soru benim kitabı hazırlarken görüştüğüm kızların (hem açık hem de örtülü bayanların) ortak sorusuydu. Kendisiyle ciddi anlamda ilgilenen bir erkekle birkaç görüşme sonucu ona alışan kız, “güzel günlerin tadını çıkaralım” deyince zamanla erkek, evlilik lafı etmez olur. İş ilerledikçe de kız erkeğe evliliği hatırlatmak konumuna düşer. Gezme tozma ve “güzel günlerin tadını çıkarma” uzun sürdüğü için evlilik kavramına gerek kalmıyor ya da gerek duyulmuyor. Evlilik öncesinde kişiler birbirinin her özelliğini görüyor. İstese ayrılabilir fikri aklında hakim oluyor ama evli olsa hemen bırakamaz. Bu dönemde bir de pek sorumluluk yok. Ev geçindirme derdi, çocuk yetiştirme gibi şeyler olmadığı için bu dönem evlilikten daha cazip geliyor erkeklere. Evlilik öncesi dönem derken, eğer gençler nişanlıysalar yine daha iyi. Ama gençlere sanki “beraber yaşama” anlayışı da kabul ettiriliyor. Tv dizilerine bakın mesela. Eşini aldatmak o kadar normal gösteriliyor ki. Evlilik öncesi birlikte de olunabilir, her şey çok normal … günümüzde bunları sorun etmemek lazım, kafaya takmamalı gibi düşünceler gençlerin bilinç altına yerleştiriliyor. Gençliğin büyük kısmı boşlukta olunca, dizilerde işlenen bu tür konular rahatlıkla zihniyetini şekillendiriyor. Bir zaman sonra da erkekleri evlilik için ikna etmek zorunda kalıyorsunuz.

     Bizler yine muhafazakar çevreleriz. Böyle olmayanlara bakınca çok şanslıyız. İnancımız var, davamız var, bir Risale kültürümüz var, hayatımızın belli bir misyonu var. Çünkü belli bir ahlak ve kültür anlayışımız var. Bizler hakikaten dışarıdan kendimize baktığımızda, şanslıyız, kurtarılmış bölgenin insanları gibiyiz. Yapılacak şey diğer insanları bulunduğumuz yere çekmektir. Kitabı yazmaktaki amacımız bu. Evet hayat böyle gidebilir bazıları için ama asıl hayat böyle değil. Evlilik öncesi güzel günleri en azından nişanlılık döneminde yaşayın ve talepleriniz, inancınıza uygun olsun. Evlilik bizim dinimizde ısrarla tavsiye edilen bir şey. Hatta evliliğe aracı olmayı ibadet yerine koyan bir anlayışa sahibiz.

 

Evlenmemek veya Evlenememek, çok derin bir mevzu. Bu kitabın bir devamı olacak mı ya da benzeri?

Bu kitabın ortaya çıkışında etrafımızda fark ettiğimiz belli problemler vardı. Ama sonra gördük ki bu bir yangın. Gençliği bizim muhafaza ederek yönlendirmemiz gerekiyor. Eğer böyle giderse bugün Avrupa’nın yaşadığı nesilsizlik olayı, Türkiye’nin de başına gelecektir. Özellikle Almanya Hollanda gibi ülkelerde yaş ortalaması 50 civarındadır, genç nüfus kalmadı. Bizim insanımız hangi gerekçeyle olursa olsun evlenememe problemi yaşıyorsa ve evlenmekten uzaklaşan erkekler çoğunluk haline gelirse, çok değil 15 - 20 yıl sonra nesilsizlik durumu bizde de hakim olur. Bizim dinimiz tam tersine nesil üretmeyle alakalı, evliliği teşvikle alakalıdır. Bizim gençlere bunu tavsiye etmemiz lazım ki, toplumumuzun geleceği için  de böyle bir faaliyet içine girmeliyiz. Ben bir nebze bu konuya ışık tuttum, kendi açımdan dikkat çekmeye çalıştım. Her kesimden ve her anlayıştan insanların dikkatini çekti. Evli olanlar da bu kitabı çokça alıp dağıtıyorlar çevrelerine. Bu anlamda ilgi ve ihtiyaç var yeni bir kitapta var. Adı “Yanlış ilişkiler Yanlış evlilikler” olacak. Yazma aşamasındayım. Onun da bu kitap gibi aynı ilgiyi göreceğini tahmin ediyorum çünkü o da çok sosyal bir yara. Farklı açılardan bakıyoruz ama birbiriyle bağlantılı konular.

 

Şimdiden hayırlı olsun diyoruz. Evli olmayan gençlere tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

Allah (c.c) herkesin kısmetini verecektir inşallah ama her iki tarafında daha anlayışlı, biraz da karşı tarafı düşünen, anlamaya çalışan taraf olmaları gerekiyor. Ailelerin de gençlere destek olmaları gerekiyor. Anlayışlı davranmaları gerekiyor. Çünkü bir çok kere gençler anlaşıyor, aileler zorluk çıkarıyor. Ailesinden dolayı ayrılmak zorunda bırakılan gençler var. Ailelerle gençler birlikte doğru yolu bulması gerekiyor, hepimizin elinde ölçüler var çünkü.

 

Kitabınızı bizimle tanıştırdığınız için ve araştırmalarınızı yazarak bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Yüreğinize ve kaleminize sağlık.

 

637
0
0
Yorum Yaz