Hayatın İçindeki Ölüm Olasılığı ! ?

Ne kadar da meşgul insanlarız. Daha yoğun çalışıyor, daha az uyuyoruz. Kendimize zaman ayırmak mı, nasıl yani?

    “Erken kalkıp fazla mesai yapmalı, eve varmadan faturaları yatırmış olmalı. Çocuklarla bu akşam değil de yarın akşam ilgilenmeli. Okul toplantılarına amcalarını göndermeli. İş görüşmelerine bir yenisini eklemeli. Hanımı da darıltmamak için çiçekçiye haftalık otomatik sipariş vermeli. Arabayı gece kapıcıya verip yıkatmalı, sabaha hazır olmalı. Şehir dışındaki büroya arabayla değil uçakla gitmeli. Yemekleri iki öğüne indirmeli. Banka hesaplarını online kontrol etmeli, gerekirse şifreleri sık sık değiştirmeli. Kredi kartlarının limitleri arttırılmalı. Çocuklara harçlık vermeyle uğraşmak yerine onlara ek kart çıkartmalı.  İşyerine iki tane kettle almalı. Sekreterin biri, ikincisinin başında durmalı. Gözü, dört değil sekiz açmalı. Piyasayı takip edecek birini bilgisayarın başına oturtmalı. Hoş geldin. E dostum sen niye gelmiştin?”   

 

Özcan Bey eski arkadaşının işyerine uğramıştı uzun zamandan sonra. Meşgul olduğunu bildiği için artık çok seyrek gider olmuştu yanına.

 

-Hoş bulduk, ben dedi, durakladı biraz: “Askerden bir arkadaş vardı Yaşar, hatırladın mı?

-Hatırlamaz mıyım, kaç kere iş istemek için geldi buraya. Yok demekten de anlamıyor, en sonunda ‘yok’ dedirttim kendimi, bir daha kesti gelmeyi. Ha anladım, bu seferde seni yolladı değil mi?

-“Yok ben kendim geldim” diyebildi.

-Valla arkadaş hatırı filan anlamam, bana çalıştıracak adam değil, kâr ortağı lazım. Ama sen istersen…

Özcan Bey arkadaşının sözünü kesti. Benim bir işim var Allah’a çok şükür. Senin kadar yoğun olmasak da yetiyor bize. O kadar meşgulsün ki, işlerini planlarını sayıp dökerken sözünü kesmeyip dinledim ama... “Sahi dostum, ne için bu başını döndüren hızlı yaşayışlar?

Özcan beyin ne demek istediğini anlayamamıştı. Aslında kafası karışmıştı. Manasızca baktı yüzüne.

- Ben firma sahibiyim. Çalışmadan olur mu hiç? Sen söyle bir gün takip etmezsen karışmıyor mu bu işler. Ne yani hak vermiyor musun bana? Dur sana bir çay hazırlayayım şöyle çabuk tarafından da içelim hemen.  

- Almayayım sağ ol.  Aslında çayını değil, vaktini almayayım.

- Peki sen bilirsin. Ziyaretin için teşekkürler o zaman.

- Aslında bu seferki gelişim seni ziyaret etmek için değildi.  

Özcan Bey şaşırmış gözlerle kendisine bakan arkadaşına:

- Şimdi beni dinle bak. Ben seni Yaşar’a götürmeye geldim.

- Ne diyorsun sen Özcan, ayağına mı gideceğim ben onun. Hem vaktim yok, bugün neler yapmam gerektiğini söyledim, duydun işte.

Özcan Bey bakışlarını karartmış, arkadaşına karşı sesinin tonunu biraz yükseltmişti.

- Yaşar diyorum, bu sabah bir göçük altında kalarak hayatını kaybetmiş. İkindiye müteakip toprağa verilecek. Seni de götürmeye geldim.

- ? ! ?

- Ölmüş diyorum duydun mu? 

Hiç beklemediği bir haberdi bu, şaşırmış kalmıştı. Düzgün giden işlerin arasında hiç de beklenmedik bir sekte gibi gelmişti ona bu haber. Üzülmenin ötesinde, ani bir tokat gibi gelmişti. Neden bu kadar etkilenmişti ki, bu ölüm haberinden. Çok şükür ailesinden kimseyi kaybetmemişti o güne kadar. Bu nedenle ‘ölüm’ hiç aklına gelen bir şey olmamıştı. Boğazındaki düğümü şöyle bir yuttuktan sonra “bu mevsimde ne göçüğü altında kalmış ki?” diyebildi.   

- Yaptığı tahsille ilgili iş bulamayınca, geçen hafta kömür ocaklarında işe başlamıştı.

Artık söyleyecek fazla söz kalmamıştı. 

‘Keşke ben…’ diyerek pişmanlığını dışa vurmuştu ama, böyle bir dururumda artık ne pişmanlıkların ne de söylenecek sözlerin faydası olmadığını biliyordu. “Allah rahmet eylesin denir değil mi böyle durumlarda” dedi.

- Yoksa gelmiyor musun? Hadi kalk, insanın insana son görevidir bu dünyada yapabileceği. Başka faydan olabilecek mi ki?

- Hayır, ama keşke….     

- Bırak bugün toplantılar sensiz olsun. Bugün de piyasalardan haberin olmayıversin. Bugün eve erken git de, eşine çiçeğini kendi elinle ver, onu çok sevdiğini söyleyerek. Çocuklarına öperek ver harçlıklarını. Çabuk yaşamak maharet değildir. Hızlı yaşamaktan lezzet alamazsın. Kredi kartlarının sayısını azalt ki, baş ağrıların azalsın. Sahi bu kadar meşguliyet ne için? Bu kadar işin arasında sen nerdesin?

- Haydi kalk. Yaşar bize hayatı frenlememiz gerektiğini öğretiyor bak. Ölüm diye bir gerçeğin olduğunu haykırıyor bize.

 

Hayatının ibresi ikiyüzyirmi kilometre hızı gösteriyordu, ölüm gerçeğiyle karşılaşıncaya kadar. Şimdi normal değerlere inmişti. Cenaze namazından sonra daha öncekilere hiç benzemeyen bir plan yapmaya karar vermişti. Bu planda, o güne kadar unuttuğu, ‘hayatın içindeki ölüm olasılığı’ da yer alacaktı.                           

                                                           Ayşegül Akakuş.

Yorum (0) Yorum yaz!